ana sayfa > Genel, Yazılar > Türkiye-Rusya Nükleer Enerji Transferi-Yapıştırma Anlaşması 1

Türkiye-Rusya Nükleer Enerji Transferi-Yapıştırma Anlaşması 1

Cuma, 24 Eyl 2010 admin yorum ekle yorumlara git

“Enerji ile ilgili konular hükümet değil, bir devlet politikası olarak ele alınıp değerlendirilmelidir “ gerekçesi ile Akkuyu’ya yapıştırılmak istenen Rus nükleer santrali, yakıt zenginleştirme ve fabrikasyonu projesi, 12 Mayıs 2010 tarihinde yapılan devletlerarası anlaşma ile resmi olarak başlatılmıştır.

Bu çerçevede, Akkuyu koyundaki binlerce dönüm arazi, bir lira bile talep edilmeden, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından Ruslara hibe edilmistir. Bu nükleer tesisin hem Türk Hazinesi’ne mali bir yük getirmeyeceği, hem de üretilen elektriğin satışından yüzde 20 kârın Türk Hazinesi’ne aktarılacağı iddiası ile, Akkuyu’daki binlerce dönüm arazinin ticari değeri göz ardı edilmiştir. Başka bir deyişle, eğer bu santral kâr ederse, Türk halkına satılan elektrik üzerinden Hazine’ye yeni ve dolaysız yoldan bir vergi eklenmiştir.

Bu anlaşmanın 3. maddesinin ve 3. fıkrasına göre; Türkiye Cumhuriyeti’nde nükleer yakıt üretim (zenginleştirme) tesislerinin kurulması ve işletme de dahil olmak üzere nükleer yakıt döngüsü hakkındaki işbirliği ve teknoloji transeferini yasallaştırmak üzere, 2.2.2010 tarihinde Yakıt Zenginleştirme Yönetmeliği de Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Söz konusu yönetmelik incelendiğinde görülecektir ki, Akkuyu’da kurulacak nükleer santralin asıl amacı, Türk halkının kullanımı için elektrik üretmek değil, bu bölgede kurulacak uranyum zenginleştirme ve yakıt fabrikasyon tesislerine elektrik üretmektir.

İmzalanan anlaşmada, Rus şirketi Rosatom’un üretilen elektrik enerjisinin Türk halkına satması mecburiyetinin olmaması, yine asıl yatırım amaçlarının, Akkuyu üzerinden, Rusya’nın Dünya piyasasına daha kârlı zenginleştirilmiş uranyum yakıtı satmak olduğunu ortaya koymaktadır.

Gene anlaşmaya göre, Proje şirketi olarak belirlenmiş bulunan Rus Rosatom, projenin başlangıcından itibaren doğrudan veya dolaylı olarak yüzde 100 hisse payına sahip olacak ve ilerideki yıllarda uygun gördükleri takdirde yüzde 49’luk bir hisse satışı yetkisini de yine kendi kontrolleri altında tutacak. Eğer Rosatom bu projede açık olarak belirtilmeyen bir nedenden başarısız olursa, yine Türk tarafına sorulmadan, yeni bir şirkete bu tesisleri devretme yetkisinde sahip olmaktadır.

Böylece Akkuyu, Türkiye Cumhuriyet’inin bir toprak parçası olarak bu yüzyılın sonuna kadar küresel ticari manipülasyonun bir mekânı olacaktır. En önemlisi de bu anlaşmanın 16. maddesine göre, bu nükleer tesiste meydana gelecek ciddi bir kaza sonucunda “üçüncü taraf sorumluluğu”, yani komşu ülkelerde meydana gelecek maddi zararların sorumluluğu, uluslararası anlaşmalara göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin olacaktır.

Bu anlaşmanın 6. maddesine göre, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren Rus tarafının inşaatın başlaması için gerekli belge ve izinler için bir yıl içerisinde başvuruda bulunması,  aksi halde Türk hükümetinin feshetme yetkisi bulunmaktadır. Bugüne kadar Akkuyu’da kurulacak nükleer santaralın inşaat lisansı aşamasına kadar olan sözde belger, izinler; yer lisansında olduğu gibi 30 yıl önce verilmiş olup, hâlâ içeriği ve 2010 yılındaki geçerlilikleri tartışma konusudur.

Akkuyu’da Avrupa standartlarına ve son 30 yılda dünyada çalışan nükleer reaktörlerin ABD Kaliforniya deniz kıyılarında meydana getirdiği ekolojik felaketler de göz önüne alınarak gerçek anlamda bilimsel bir Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hazırlanması gerekmektedir. Bu durumda ise, bu çalışmaların birkaç yılı aşacak araştırma süreci gerektireceği kaçınılmaz bir gerçektir.

Bütün bu sorunların da ötesinde, bu santralin yapımını yüklenen Rusya hükümetinin bir yan şirketi olan JSC”’Atomstroyexport”(ASE)’un bugüne kadar İran,  Hindistan, Tayvan ve Rusya’da gerçekleştirdikleri santrallerin inşaat performansları göz önüne alındığında, Türkiye ile imzaladıkları anlaşmada garanti verdikleri “7 yıllık birinci reaktör anahtar teslim süresi”, gerçek dışıdır. Ayrıca,  anlaşmada inşaatın gecikmesi halinde Türk tarafına hiçbir  yaptırım hakkı verilmemiştir.

Anlaşma’da 7. maddeye, “Türk tarafı, sahayı mevcut lisansı ve altyapısı ile birlikte bedelsiz olarak nükleer güç santrali (NGS) ve diğer tesisler (yakıt zenginleştirme ve yakıt fabrikasyonu)  için söküm süresinin sonuna kadar proje sirketi Rosatom’a tahsis eder” deniyor.  Ayrıca, bu nükleer tesisin yapımı ve işletmesi sırasında, proje ile ilgili olarak yabancıların çalışmasına ilişkin gerekli izinlerin verilmesine kolaylık sağlayacağı taahhüt ediliyor.

Böylece, dünyada örneği olamayan ve ilk kez Türkiye Cumhuriyeti’nin bir toprak parçası, başka bir yabancı devlete, yani Rusya’ya Akkuyu’da bir “nükleer eyalet” kurulmasına bölge halkına referandum şansı verilmeden bedelsiz bağışlanıyor. Bu proje süresince binlerce yabancı işçinin çalışmaya başlaması ile, bu durumun bölgenin sosyokültürel ve ekolojik yapısına nasıl etki edeceği hesaplanmıyor.

Anlaşmanın 9. maddesine göre, Rus tarafına, yani ASE inşaat şirketine Rus menşeli malları (iş ve hizmet) kullanma yetkisi vererek, bu projede çalışacak Türk iş gücünün ve inşaat sanayinin de önü kapatılmıştır.
Elektrik alım-satımını içeren 10. maddeye göre; Türk tarafı 1. ve 2. ünitelerin üreteceği elektriğin yüzde 70’ini, 3. ile 4. ünitelerin üreteceğinin yüzde 30’una karşılık gelen sabit miktarın, her bir ünitenin ticari işletmeye alınma tarihinden itibaren 15 yıl boyunca fiyat ust tavan limiti olan 15.33 ABD senti/kWs geçmemek şartı ile 12.35 ABD senti/kWsaat ağırlıklı ortalama fiyattan satin almayı garanti ederek, diğer iki ünitede üretilecek elektriğin Ruslar tarafından serbest piyasada ve satış fiyatına bir limit koymadan spekülatif bir pazarda satılmasına izin vermektedir.

Böylece Türk tarafı, Akkuyu’da kurulacak 4 bin 800 megavat kurulu gücündeki bu santralin üreteceği elektriğin yarısını almayı taahhüt ediyor. Diğer yarısını da yine Rusların ya serbest piyasaya ya da Akkuyu’da kuracağı yakıt zenginleştirme ve fabrikasyon tesislerinin ihtiyacı olan elektrik enerjisi üretmesinin (katma değer vergisi almadan) önünü açıyor.

Yine 10. madenin 7. fıkrasında, bu santralda üretilen elektrik birim fiyatlarının saptanmasında ilk kriter olarak Türkye’deki elektrik enerjisi fiyat birimleri değil,  bu yatırımı yapan Rus şirketinin ve dolaylı yoldan yatırım yapan yatırımcıların anaparasının en kısa zamanda, yani 15 yılda geri dönüşü garanti edilmesi kabul edilmiştir.

Akkuyu’nun coğrafi konumu, soğutma suyu olarak kullanılacak deniz suyunun yüzde 39 tuzluluk derecesi ve yapımda kullanılacak Rus malzemesinin kalitesi göz önünde tutulursa, bu santaralın kârlı ticari ömrü zaten 15 yılı geçmeyecektir. 15 yıllık bir çalışmadan sonra bu santaralın onarım, bakım ve moderasyon masrafları hesaba katilirsa bu santralin kar getiren bir enerji koynağı olmayacaktir. Ayrıca işletme süresince Türkiye’de veya bu bölgede meydana gelebilecek bir elektrik enerji krizi sırasında, Rus tarafının ürettiği enerjiyi kriz süresince Türk tarafına satma zorunluluğu yoktur.

Rus şirketinin, alım garantisi olmayan ilk kurulacak 1. ve 2. ve yüzde 70’lik 3. ile 4. ünitelerde üreteceği elektriğin birim fiyatını düzenleyen 10. madenin 7.2 fıkrasına göre; Rosatom’un yaptığı tüm işletme maliyeti, yani lisans, yakıt tedariki, yakıt dönüşümü, atık yakıt izolesi, sigorta primleri, dört ünitenin yenileme çalışmalarına ilişkin yapılan ve yapılacak olan giderlerin gerçekleşmesine bağlı olarak ödeme taahhüdü veriliyor. Yani serbest piyasada satılacak elektrik birim fiyatı, Rosatom’un ortaya koyacağı hesaplara göre ayarlanacak. Bu santralin inşasında ve işletilmesi sırasındaki tüm masrafların kontrolünün Rus tarafında olduğu göz önüne alındığında, serbest piyasada satacaklari elektrik birim fiyatlarının, 25-30 sentin üzerine çıkmasına Türk tarafının müdahale etme hakkı da yoktur.

“Türkiye’deki enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi amacı ile” kurulmasına karar verilen bu Rus tasarımı nükleer santralda kullanılacak yakıt çubuklarının özel konfigürasyonu hegzagonal (altıgen) demetler halinde olup, üretimi sadece Rusya’da yapılmaktadır. Böylece Rusya’ya nükleer yakıt bağımlısı 4 bin 800 megavat kurulu gücündeki bir enerji kaynağının Türkiye’deki enerji çeşitlendirme planlarına (iddialarına) ters düşmektedir.

Ayrıca, bu projenin gerçekleşmesi ve işletmesi sırasında “fikir mülkiyeti”,  “sına-i mülkiyet”, ticari değeri olan,  bilim-teknik bilgisi, teknoloji ve imalat bilgisini de içeren üretim sırrına ilişkin tüm bilgiler, proje şirketi tarafından uygulanması amacıyla bu tür bir fikri mulkiyet hakkının kullanımı için lisans verecek olan Rosatom’a aittir. Yani iddia edildiği gibi, bu proje bir nükleer teknoloji transferi değildir, bütün teknolojik bilgilerin ve sanayi sırlarının paylaşılması, yine Rusların kontrolü altındadır.

Bu projenin bir nükleer teknoloji transferi olamadığının en açık kanıtı da 15. maddesinin 6. fıkrasında öne çıkıyor. Anlaşmanın 15. maddesinin 6. fıkrası şöyle:  “ 5. paragraftaki ekipman, malzeme ve ilgili teknolojiler, nükleer yakıt çevrimi faaliyetlerinde ve IAEA (Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı) Güvenlik Denetimi anlaşmalarına tabi olmayan herhangi bir tesiste kullanılamaz, diğer tarafın (Rusya) yazılı izini olmaksızın çoğaltılamaz/kopyalanamaz, değiştirilemez, üçüncü taraflara ihraç edilemez veya aktarılamaz.”

Yukarıdaki gerçekler gösteriyor ki; Türkiye Cumhuriyeti, bu projenin gerçekleşmesi durumunda, bir koyup beş kaybederek ve Akdeniz’in en güzel cennet koylarından biri olan Akkuyu’yu nükleer bir cehenneme çevirecek…

Alıntıdır…

Kaynak: http://www.enerjienergy.com/artikel.php?artikel_id=177

IP Adresiniz:
38.107.179.210

  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok